Ufak mutluluklar silsilesi. Günün birinde biteceğini bile bile yaşama arzusu.
Hayata geldiğimiz o muhteşem gün. Herkes başımızda toplanmış ağlayışımızı içi parlayan gözlerle mutluluk içinde gülerek izliyorlar. Ağlamamızda gülmemizde oyuncu tavrımızda herkese neşe veriyor. Eğer düşünme yeteneğimiz varsa o sıralar acaba benden daha çok mutluluk verebilecek başka bir varlık var mı şu hayatta diye düşünürüz.
Yıllar geçer yavaş yavaş kimine göre, koştura koştura kimine göre. Büyür, gelişir öğrenmeye başlarız hayatın gerçeklerini. Benden başka mutlu eden var mı düşüncesi yerini yok mu beni mutlu edebilecek bir varlık düşüncesi alır. Günler geçtikçe sonsuz mutlulukların yerini bitmek tükenmek bilmeyecek sandığımız mutsuz dakikalar alır. Kimi mutsuzlukları yavaş yavaş o zaman denen ilaçla unuturken öyle mutsuzluklar vardır ki canımızı çok derinden yakan acısı hafiflese de asla unutmayacağımız. Zaman gelir ki düşünür insan ne kadar mutluydum, herkese mutluluk veriyordum, sevip seviliyorum; şimdi birden ne oldu da böyle oldu her şey?
Sonra büyürüz büyürüz büyürüz her geçen gün bir başka kötülük yada bir başka mutluluk kaynağı öğrenerek büyürüz. Zaman gelir ki ufacık şeylerden mutlu olmayı öğreniriz. Vapurda rüzgarın yüzümüze vurmasından, bir kuşun şen şakrak sesiyle özgürlüğün tadına vararak uçuşundan, yolda yürüyen aşkları taptaze, dolu dizgin olan bir çiftten, alınan ufacık güzel bir haberden… Doyum olmayan bir manzara izlerken birden düşünürüz “neden?” neden bu kadar çok üzüntü keder var acaba bunca mutlu olunabilecek ufak şey varken? Polyannacılık başlar sonra birden, birden olmadık şeylerden mutlu olmaya başlarız. Ne kadar sürer ki bu mutluluk oyunu acımasız hayatın içinde? Birkaç gün oynanan mutluluk oyunundan sonra eski halimize geri dönsek de arınmış temizlenmiş bir halde oluruz artık. Zamanla sanki bu oyun hiç yaşanmamış gibi olsa da mutlu olmuşuzdur en azından birkaç gün.
Sonra hiç olmayacak gibi düşündüğümüz o kötü gün. Giden için sorun olmayan beklide, ama kalanlar için yeni zor ve ızdırap dolu günlerin başladığı gün. O gün geliverir bir yakınımızın bir sevdiğimizin başına. Düşünürüz yine ne kadar boş şu hayat, sonunda biteceğini bile bile neler yapıyoruz. Kimleri kırıyoruz neler için, kendimizi üzüyoruz neler için. Bize çok uzun gelen ama aslında ömür denilen vadede kısa olan bir üzüntü dönemi yaşıyoruz. Kimisi çabuk unutuyor bu durumu, başına gelen akıl çabuk uçuyor kiminin. Kimisi de ömür boyu unutamıyor bu acıyı. Eksikliği her an hissediliyor, her yerde “o” oluveriyor birden. Zaman akmak bilmiyor, günler geçmek bilmiyor. Ne yemek yemek ne başka bir şey keyif vermiyor onun yokluğunda.
Sonra bir gün aynı olay bizim başımıza geliyor. Ardımızdan bizim için ağlıyor insanlar. Dünyaya geldiğimizde bize bakıp kahkahalar atan kişiler başımızda bize bakıp gözlerindeki yaşı tutamıyorlar. Başkalarının sonsuz bir mutluluk hissetmesiyle başlayan hayatımız yine başkalarının sonsuz bir üzüntüsü ile son buluyor. Bir zaman üzülüyor insanlar, sonra bir kısmı unutuyor birden.
İşte başkaları için yaşamamaya çalıştığımız şu kısacık hayatta. Aslında doğmak ve ölmekle başkalarının hayatlarını etkiliyoruz
Hayat dediğimiz şey nedir ki? Ufak mutluluklar silsilesi. Başkalarına verdiğimiz ve başkalarından aldığımız mutluluklar….
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder